Gelişim ilk önce ‘kaçış‘ la başlar. Egonun en şişkin olduğu düzeydir burası. En ağır deneyimler bu seviyede yaşanır. Kişi bu düzeyde kendi hatalarını görmez ve hep başkalarını suçlar, eleştirir, iftira atar, yargılar. Hep -ben- vardır burada. Her şeyi ben bilirim, en güzel ben yaparım diye düşünür kişi bu düzeyde (sözde tabii). Bu yüzden sürekli hatalar yapar. Kırar, incitir. Kuşku duyar, hiç kimseye güvenmez. Sürekli bir beklenti içindedir. Tanımların, kuralların, ayrımların en çok yaşandığı yer burasıdır. Hayata, geleceğe, yaşadıklarına, karşısındakine güven yoktur ve özünde kendine bile. Tüm olumsuzlardan kaçar ya da yaşanmamış sayar ama nafile.
Sonra arayışla gelen bir ‘farkındalık‘ başlar. Hep aynı döngünün yaşandığını fark etmeye başlarsınız ve sorgulamalar başlar “Ben bunu mu hak ettim?”, “Neden her şey benim başıma geliyor?”, “Daha iyi bir hayatım olamaz mı?” Sonra okuduğunuz kitapta, dinlediğiniz bir programda fark edersiniz ki Annenizde, babanızda, çevrenizde kızdığınız bir çok şey sizde de var. Kendinizden, yaşadıklarınızdan, yüzleşmek istemediklerinizden kaçtıkça onlarla yüzleşmek zorunda olduğunuzu fark edersiniz. Karşınıza çıkan herkes, size ayna tutar. Ve siz kaybetmekten korktukça onunla yüzleşirsiniz.
Gelişim yolculuğunda artık sıra farkındalığın ardından ‘kabul etmeye‘ gelmiştir. En ağır deneyimlerinle yüzleşip, affedeceğiniz seviyedir burası. Başka çaren kalmamıştır. Çünkü geriye dönüş yoktur. Önce işe kendinizi kabul etmekle başlarsınız. “Ben her şeyim.” Sonra anne, baba, kardeş ve eksenindeki tüm insanları. Kör noktalarınızı, içinize hapsettiklerinizi, kimseye söyleyemediklerinizi, yaşanılan tüm acıları tek tek kabul etmeye başlarsınız. Çünkü kabul etmeden hiç bir şeyden özgürleşemezsiniz. Bu da zor bir süreçtir ama bu bölümü atlattıktan sonra gelişim kolaylaşır. Çünkü kabulün ardından akış (teslimiyet) gelir.
Akışla birlikte dünyada gördüğünüz her şeyden esinlenmeye başlarsınız. Yaratıcılığınız artar. Kalıplardan, limitlerden, tanımlardan, negatif düşüncelerinden, suçlamalardan özgürleşmeye başlarsınız adım adım. Genişleme ve ferahlıktır bu düzey. Sorunlar küçülür, siz büyürsünüz. Ruhunuzdaki güzellik büyür. Sevgi akar kendinize, hayata, yaşadıklarınıza, yaşayacaklarınıza, bir nesneye, herhangi bir varlığa… Burada Tanrı’nın yarattığı her şeye aşkla bakmaya başlarsınız. Cenneti burada sanırsınız ama burada bir tuzak vardır. Çünkü ‘İlahi Aşk’la tanışmak için bir adım daha atmak gerekir ve bu cesaret ister. Egonuz bunu engellemek için elinden geleni yapacaktır. Ama eğer güçlüyseniz ve mucizeyi seçmişseniz yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.
Sonra gerçek bir ‘arayış‘ başlar. Ararsınız mucizeleri hayata geçirecek olan araçları, farkındalığı, kabullenmeyi, akışı hayata geçirecek olan sürprizleri kimi Kur’an’da, kimi namazda, kimi yogada, kimi nefeste, kimi kuantumda, kimi reikide, kimi kişisel gelişim kitaplarında… Ama bilinmez ki aradığımız zaten hep oradaydı, orada ve hep orada olacak. Dışarıda değil.
Bunu içselleştirdiğinizde ise Mucizeler başlar. ‘Mucize Bilinci‘nden bakan nefs, tatmin olmuş nefstir. Kişi, limitli dünyada var olan her şeyin bir illüzyon ve oyun olduğunu bilir. Bu mertebede olan bir insan, var olan her şeyin bizim bir parçamız olduğunu görür. Senin ben, benim sen olduğunu içselleştirmiştir artık. Bu yüzden ışığını her yere ve herkese yansıtır. Aydınlatır. Bulunduğu her ortama barışı, huzuru ve sevgiyi getirir. Hiç kimseye, hiçbir şeye yukarıdan bakmaz. Onun için her yer, her şey, herkes aynıdır. BİR’dir.
Artık sıra ‘İlahi aşk‘la tanışmaya geldi. Bu düzeyde kişi para, pul, madde, kariyer, başarı, onay ihtiyacında ve arayışında değildir. Çünkü içinde, özünde her şeye sahip olduğunun farkındadır. Bu dünyada bir şeye ne kadar çok değer verirsen, bir gün onun seni ya da senin onu terk edeceğini bilir. Bu nedenle kişi burada asla ayrım yapmaz ve ruhuna yatırım yapar. Dua eder, şükreder, meditasyon yapar, nefes alır. Daima huzurdadır. Daima namazdadır. Tüm dünyaya Tanrı’nın bize baktığı gözlerle bakar. Mucize bilinci ile. Aşk ile. Kalbinde herkese yetecek kadar sevgi vardır. Gözü doymuştur. Bu yüzden dünyevi meselelerle ilgilenmez. Çünkü bilir ki, yaşanılan her şeyin bir nedeni vardır.



