Evrendeki her şey akıl ve hikmetin ışığında birbirini etkileyerek, sebep- sonuç ilişkisi yaratarak zincirleme bir bağla sürekli evrimleşiyor. Ve bir uyanış arkasından binlerce varlığı uyandırıyor. Tıpkı tencerede kaynayan bir çorba gibi önce yukarı bir kabarcık çıkıyor ve arkasından 2-3-5-8-13 derken tamamı kaynamış oluyor. Bireysel gelişim için gereken en önemli kural bir bilgiye, olaya, kişiye ve ya nesneye önyargısız bakabilmektir. Tanımların dışına çıkabilmektir.

DÜNYA YALNIZCA, SENİN ÖYLE OLDUĞUNA İNANDIĞIN- GÖRMEK İSTEDİĞİN BİR YERDİR Sizler sadece görmek istediğiniz bir dünyayı görmektesiniz. Onun mükemmelliğini yalnızca kendi filtrenizden ve algılayabildiğiniz kadarını görmektesiniz. Beyin sadece geçmişi görür. Tanıdıklarını, yaşadıklarını görebilir. Çünkü zihnin bir yargısı, kuralı ve amacı vardır. Bu yüzden de gerçeği görmekte zorlanır. Zihnimizdeki kalıplar bu hayatın var olan kalıplarıyla eşleşir. Karayip Adaları’ndaki yerliler Kolomb’un gemileri yaklaşırken onları hiç göremediler. Çünkü bu daha önce gördükleri hiçbir şeye benzemiyordu. Zihinlerinde yelkenli gemiler ile alakalı hiçbir bilgi ve deneyim yoktu. Ve rahatsızlık duymuyorlardı çünkü geçmişlerinde acı ve ya tatlı hiçbir deneyim yaşamamışlardı. Gemiler yaklaştığında ise onları şeffaf ve nötr bir biçimde görebiliyorlardı. Gerçekliği bizler yaratırız. Ve biz gerçeklik yaratma mekanizmalarıyız. İnsan beyni ancak yaptıklarımızı ve yapılanları görmemize ve algılamamıza izin veren kalıplarla kısıtlanmıştır. Sizler sınırın ötesine geçtiğinizde, kendinizi hayatın akış yoluna uyumladığımızda, kendinizle, hayatla barıştığınızda, denemekten, öğrenmekten kaçmadığınızda hayat ancak o zaman bize bayram sevincini yaşatıyor.

Dünyaya ve kendimize mucize bilincinden bakmak için kısıtlanmışlıkların, anlamların, tanımların, kalıpların, acıların, isyanların ve en önemlisi tüm bunların hepsini kapsayan ilizyonun dışına çıkmak gerekir. İşte o zaman hayat zenginleşir, genişler, anlam kazanır. O zaman Yaradılışın kusursuzluğuna geçiş yaparız. Olanı kabul etmeye başlarız. Yargıyı ve eleştiriyi bırakıp yaşadığımız her şeyin bir nedeni olduğunun farkına varırız. Ve en önemlisi de kendi kutsallığınızı görmeye başlarız. Mucize yaşadığınız her şeye şükredebilmektir. Egosal tanımlar ise kocaman bir limittir ve sadece bütünden, BİR’likten, koşulsuz sevgiden sizi ayırır. Ve siz hayata hangi gözlükten bakarsanız dünyanız o gözlüğün rengini ve şeklini alacaktır. Peki şimdi size soruyorum nasıl bir dünya görüyorsunuz? Kızgın, korkutucu, üzücü, yıkıcı, sevgi dolu, şiddet dolu, güvenilmez?. İşte bütün bu özellikler, yüklemeler, tanımlar sizin aracılığınız ile verilmiştir dünyaya. Yani dünya onu nasıl bir gözle görmek istediğinize bağlıdır.

” Gözler sadece bir penceredir. Sen onların içinden bakmazsan onlar göremezler. Bir pencere nasıl görebilir? Senin pencere kenarında durman gerekir, ancak o zaman görebilirsin.

Bilgeliğin özü doğayla uyum içinde olmaktır. Evrenin doğal ritmiyle uyum içinde olmaktır. Ve ne zaman evrenin doğal ritmiyle uyum içinde olursan bir şair, bir ressam, bir müzisyen, bir dansçı olursun.

Onlar derin bir duyarlılık içinde evreni emiyorlar ve sonra bu emdiklerini hayal güçlerine döküyorlar OSHO

İşte aynen Osho’nun dediği gibi hayata, kişilere Tanrı’nın gözlerinden yani mucize bilincinden baktığınızda ancak o zaman gerçeği ve mükemmelliği görebilirsiniz. Olan olaylara isyan ettiğinizde, pişmanlıklar biriktirdiğinizde, kin ve nefret güttüğünüzde, evrenle olan dengeyi, uyumu bozduğunuzda ise gideceğiniz yolu, varmanız gereken yolu sadece uzaktan seyredersiniz. Ve yaşam elinizin arasından kum taneleri gibi akar gider. Penceren ne kadar kirliyse dışarıyı aynı ölçüde kirlenmiş olarak seyredersin. Örneğin mutfakta yemek yaparken her birimizin camı buğulanır. Ama buğuyu sildiğimizde altından çıkan camı görürüz. Cam hepimizde olan özdür. Buğularımız ise bizim gelişmemiz için gerekli olan tecrübeleri yaşamamız için Tanrı’nın bize verdiği fakat bizim egomuzun kötü diye nitelendirdiği duygu ve düşüncelerdir. Hepimizin özü, camı ve bir buğusu vardır. Hepimiz görünmez bir bağla birbirimize bağlıyız ve hepimizin özü aynıdır fakat üzerimize yapışan buğular, yaşanılanlar farklıdır. Ve bir gün bu buğudan kendini göremez hale geldiğinizde , yeter artık dediğinde bir arayış başlar, arkasından derin bir farkındalık gelir ve sen o buğuyu yavaş yavaş temizlemeye başlarsın. İşte o zaman hayat kolaylaşır, görmek istedikleriniz kolaylaşır, olaylar netleşir, kim olduğunuzu, ne olduğunuzu, neden burada olduğunuzu ve neden bu hayatı seçtiğinizi daha net görmeye başlarsınız. Camı temizlemek demek kalıpları bırakmak demektir. Üzerinizde size ait olmayan giysiyi çıkartmak demektir. Yüzünüzdeki maskeyi kaldırmak demektir. Egodan sıyrılıp sınırlayıcı düşünceleri azaltmak demektir.