Kim seni bütünüyle, koşulsuzca kabul ederse değişmeye başlarsın. Onun kabulü sana böyle bir cesaret verir. Olduğun gibi kabul edilmen seni bütünleştirir, seni kendine güvenli kılar, seni kendin gibi hissettirir. O zaman beklentileri yerine getirmene gerek yoktur, sen olabilirsin..
OSHO
İç ses: Kabullenmek nedir?
İyi yönlerinizi kabul ederken kötü yönlerinizden kaçmaya çalışıyorsunuz. Sizce bu mümkün mü? İyi düşüncelerinizi kabul ederken kötü düşüncelerinizi itmeye çalışıyorsunuz. Peki gidiyorlar mı? Tabi ki hayır. Belki de çoğalarak geliyor. Lütfen bir bütün olduğunuzu kabul edin her halinizle bir bütün. ‘Mükemmel olmak yerine kendim olmayı seçiyorum. Her şeyimle bir bütün olarak. Bedenimi seviyorum, zihnimi seviyorum, yeteneklerimi seviyorum ve her şeyden önemlisi varlığımı seviyorum’ deyin. Byron Katie’nin dediği gibi bana söyleyemeyeceğiniz hiçbir şey yok. Ben her şeyim. Kötüyüm de, iyiyim de, doğruyum da, yanlışım da, güzelim de çirkinim de, yeterliyim de, yetersizim de, güçlüyüm de, güçsüzüm de. Ben her şeyim. Çevrenize bir bakın bakalım hayatında hiç hata yapmayan var mı? Hiç yalan söylemeyen? Hiç pişman olmayan?
Kendini kabul ettiğin zaman Tanrı’yı içinde hissedersin. Onun her zaman ve her yerde seninle birlikte olduğunu bilirsin. İhtiyacın olduğu, olmadığı her yerde. Ve kendini her halinle kabul ettiğinde O’nun sen, senin O olduğunu fark edeceksin. Devam et..
Bugün Kabul Günü
Tanrı’yı sevmek önce kendinizi sevmekle başlar. Ama sana ait yönleri itmeye çalışırsan işte o zaman yanarsın. Çünkü hayat hep onları karşına çıkartır. Ta ki onu görüp kabul edene kadar.
‘Eğer hayat bir öğrenme süreci ise onun bu denli acı verici olması mı gerekiyor? Bu sorunun çok dokunaklı bir noktası var. Eğer bu dünya katına öğrenmek için geliyorsanız, o halde deneyimler neden bu kadar zor görünüyor?’ Hayatınızı neden bu kadar zorlaştırıyorsunuz? Neden affedemediğiniz hatalarınız var? Neden bu öfke, kin , nefret? Nasıl bu kadar sevgisiz olabildik? Ve tek bir amacımız varken kendimizi, özümüzü sevmek ve Tanrı’yla bir olmakken kendimizi ve O’nun varlığını unutup birden bire her şeyi maddeye döndürdük. Her şeye rağmen HAYAT BİR ÖĞRENME SÜRECİ DEĞİL Mİ? Herkes her şey zaten tam ve mükemmel olsaydı burada ne işimiz olurdu hiç düşündünüz mü?
Eğer Tanrı koşulsuz bir sevgi, bir harikuladelik, güzellik ise her şey olması gerektiği için olmuyor mu? Yaşadığımız her şey bizim büyümemiz, gelişmemiz ve yeni başlangıçlarımız için yaşanıyorsa o halde neden çoğu zaman bunun zıddı gibi görünüyor.
‘ Burada bazı kuramlar üzerinde konuşuyoruz – kozmik olgular, umutlar ve arzular üzerinde; fakat sonunda, dostlarım, tek temel gerçeğe gelmek zorundayız. Hayatınızda bazı anlar gelir ki, tek bir şeye sahip olduğunuzu idrak edersiniz: Kendinize. Ömrünüz boyunca, kendinizi dünyada rahat hissetmek için kullandığınız bütün “destek ve payandalar” sonunda artık işe yaramaz olurlar. Hayatınıza anlam katan kimselerle ilişkideyseniz, bir sabah uyandığınızda, kendinizi yapayalnız bulabilirsiniz. Çocuklarınız varsa büyürler; eğer hayatta önemli bir mevkiniz varsa, emekli olursunuz ya da mevkiniz sizden alınır; güzelliğiniz varsa, yaşlanırsınız; eğer güçlüyseniz, zayıf ve titrek hale gelirsiniz’ Ama sizi tek terk etmeyecek ve her zaman her yerde yanınızda olacak tek gerçeğiniz vardır. O da özünüz RUHUNUZ.
Aslında tüm insanlığın tek bir arzusu var. Özüne kavuşmak ve ona kavuşmayı engelleyen şeylerden nasıl kurtulabileceklerini bilmek. Öfke ve kıskançlık gibi “negatif” duygulardan nasıl kurtulmalı. Ve ya tüm negatif diye tanımladıklarımızdan. Fakat sizin bir parçanız olan bir şeyden nasıl kurtulabilirsiniz ki? ‘Birçok yaratıcı yol denenmiştir. Seçilen ilk yol genellikle, öfkelenmemize neden olacak durumlardan ve insanlardan uzak durmak ve kıskançlığınıza neden olabilecek ilişkilere asla girişmemektir. Bu duygular, kendinizi bulunmak istediğiniz düzeyin altında hissetmenize neden oldukları için, onlardan kurtulmak üzere hayatınızı daraltırsınız. Uç noktalarda bu kısıtlayış “terk ve feragat endişe” e kadar varır ve siz ister bir mağaraya, ister evinize sığınmış olun, arzunuz hissetmek istemediğiniz o tepkileri depreştirecek uyarımlardan uzak durmaktır. Fakat gün gelir, evinizden çıkar ya da dağdan aşağı inersiniz ve komşu mağazaya girersiniz. Biri sizi itekleyerek önünüzdeki sıraya girer ve sizin barış halindeki iç dünyanızda bir öfke patlaması olur. Sonunda, terk ve feragatin işe yaramadığını idrak ettiğiniz zaman, bir sonraki girişiminiz öfkelenmemeye karar vermek şeklinde olur. O zaman yüzünüz bir maske haline gelir. Yüzünüze bir gülümseme yerleştirip, çene kemiklerinizi sıkarsınız. Sürekli gülümsemek zorundasınızdır, çünkü kendinizi serbest bıraktığınız zaman ağlayabilirsiniz, haykırabilirsiniz veya bir başka “uygunsuz” şey yapabilirsiniz. İçinizde kaynaşan duyguları iradenizle alt etmeye çalışırsınız. Ve bu bir süre için işe yarar; ama bir gün gelir, huzur bozucu bir olay sizin dişlerinizi sıkmanıza fırsat vermeden ortaya çıkar ve siz üstesinden gelmeye çalıştığınız aynı duyguların ve aynı korkuların etkisi altında tepki veririsiniz. Neyi başarmış oldunuz?’
KAÇMAK BİR ÇÖZÜM DEĞİLDİR : Sizi sinir eden, rahatsız eden, varlığına bile tahammül edemediğiniz bir Ayşe’yi hayatınızdan çıkarabilirsiniz değil mi? Çok güzel fakat o kişide sizi rahatsız eden şeyi fark etmeden ve kabul etmeden hayatınızdan bir Ayşe gidecektir ve yerine başka bir Ayşe gelecektir.
HAYAT BİR YOL DEĞİL Mİ?
Hayatta 2 tane yolunuz var. Birinci yol: mucize yolu, İkinci yol: Ego yolu
1. Yol: Sahanın içinde oyununuzu oynayacaksınız. Kabul edecek ve özgürleşecek, yapmak istediklerinizi yapacak, her şeyin farkında olup yaşadığınız, yaptığınız hataların ve ya olumsuz gibi gözüken bütün olayların bir öğrenme süreci ve bir deneyim olduğunun farkına varacaksınız. Her şeye rağmen ilerleyecek ve vazgeçmeyeceksiniz.
2. Yol: Biten bir maça sürekli yorum yapacak, keşke şöyle olmasaydı, keşke böyle olmasaydı diyecek fakat skoru değiştiremeyeceksiniz. Düşünmemeye çalışacak sürekli ondan kaçmaya çalışacaksınız ama sonunda gittiğiniz her hangi bir yerde biten maç konuşuluyor ve yorumlar izleniliyor, dinleniliyor olacak. Hayatta sizi rahatsız eden hiçbir şeyden kaçamayacağınız gibi kendinizde de kabul edemediğiniz hiçbir yönünüzden kaçamazsınız.
‘Bütün bu manevralarla siz harikulade bir yönetme oyunu oynamaktasınızdır. Sizi rahatsız etmemeleri için insanları idare etmektesinizdir, çünkü eğer onlar iyi ve terbiyeli davranırlarsa siz de kötü davranmak zorunda kalmayacaksınızdır. Eğer sevgiliniz sizi kıskandırmama konusunda çok dikkatli davranırsa, siz kıskançlık hissetmeyeceksiniz, eğer hiç öfkelenmeyen bir patron seçerseniz, öfkeyle başa çıkmak zorunda kalmayacaksınızdır. Böylece, ortamınızı buna göre oluşturmaya çalışırsınız. Başa çıkılması size fazla zor gelen şeyleri geride bırakırsınız, çünkü kendinizin o tarafıyla yüzleşmek istemezsiniz. Sizin için pasif bir ayna olabilecek ve böylece de sizin “negatif” yönlerinizi görmek zorunda bırakmayacak birilerini bulmaya çalışarak, bir ilişkiyi bırakıp bir diğerine yönelebilirsiniz. Fakat sonunda bu çabaların hepsi boşa gider. Bir gün çevrenizde koşuşan bu küçük “şeytanlar” dan kendi başınıza kurtulamayacağınızı anlamış olarak yalnız kalırsınız. O zaman bir başka parlak fikir gelir – bu işi Tanrı’ ya havale etmek! Siz yapamıyorsunuz öyleyse sizin adınıza bunu Tanrı yapsın diye O’na bırakırsınız. Şimdi önce O’nu bulmak ve sonra O’ndan bütün bu tatsızlıkları sizin adınıza gidermesini istemek zorundasınız. Şu ya da bu zamanda, hepiniz O’ndan böyle bir şeyi istemeyi denemediniz mi? Herhangi bir şey değişti mi? Hayır değişmedi değişmeyecek’.
‘O halde lütfen şu gerçeği kabul ile başlayın. Ne yaparsanız yapın, ne tür zihinsel jimnastikler uygularsanız uygulayın, genelde kendiniz olarak kalacaksınız. Siz kim iseniz O’sunuz, yüz milyarlarca deneyimin nihai ürünü. Öncelik kim olduğunuzu kabul etmek ve onaylamaktır. Bu kabulü varlığınızın derinliklerinde beyan ettikten sonra, örneğin, bir kıskançlık duygusuyla karşı karşıya geldiğinizde, kendinizi yine kapana sıkışmış hissedeceksiniz. Kapana sıkıştınız çünkü o kıskançlık duygusundan uzaklaşamıyorsunuz. Uzaklaşmayacaksınız, çünkü uzaklaşmak zorunda değilsiniz. Hayatınız sizde düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olduğu ve onu düzeltmek zorunda olduğunuz varsayımına dayandırılmıştır. Sizde hiç bir bozukluk olmadığını, sizin kesinlikle düzeltilmeye ihtiyacınız olmadığını söylemek isterim. Sizin içsel geriliminiz , varlığınızın bazı kısımlarını sevememekten kaynaklanmaktadır. Onları sevmiyorsunuz, çünkü size o yanlarınızı sevmemeniz telkin edilmiştir. Sizin özgürlüğünüzü gerçekleştirecek olan kendi içinize dönmek ve varlığınızın bütün gücüyle şöyle söyleyebilmektir: “Kıskançlıklar içinde de olsa ben kendimi seviyorum”.‘(Barthelomow’un ilizyonların sf.59)
Biliyorum çok itici geliyor ama insanoğlu tüm duyguları içinde barındıran bir varlık değil mi? Tanrı’yı sevmek önce kendinizi sevmek ve kabul etmekle başlar. Fakat olumsuz yönlerinizden kaçarak kendinizi tam anlamıyla nasıl kabul edebilirsiniz ve sevebilirsiniz? Eğer olumsuz bir duygudan özgürleşmek istiyorsanız, onu kabul etmelisiniz. Hepimizin her şey olduğunun farkına varmalısınız. Söyleseniz ya içinizde hiç yalan söylemeyen, hiç kıskançlık yapmayan , hiç bencillik yapmayan olmadı mı? Bir şeyden kurtulmak istiyorsanız öncelikle onu fark edin ve kabul edin. Ancak O zaman özgürleşebilirsiniz. Sizin özgürlüğünüz her ne olursa olsun, o duygunun, o düşüncenin, o eylemin içindeyken “Ben kendimi bu anda, olduğum gibi seviyorum,” diye bilmenizde yatar.



