Hiçbir şey sevgi kadar dönüştürücü değildir. Seni yükseltecek, yüksek seviyelere
çıkaracak, çıkartmayacak her şeyi sev. Kendini ve kendinin ötesindekini sev. Dinin tüm gayreti budur.
Sevgi her şeyin üzerindedir. Böylece düşmene olanak
kalmaz. Kişi yükselmelidir. Bir tür ‘ben,’ ‘ben-o’ olarak var olur.
Diğer tür ‘ben,’ ‘ben-sen’ olarak var olur. Bir kişiyi sevdiğinde diğer
tür bir ‘ben’ sende ortaya çıkar: ‘sen-ben’ ‘ben- sen’ olursun Birisini seversin, o kişi sen
olursun. (Sevdikçe kendini seversin. )
İyi ama ya öz sevgi ‘O’ içindedir ve ‘sen’in (bedenin) ötesindedir. ‘Ben’ kaybolur. Ben kaybolduğunda sen ”var” olursun.
Normalde biz “ben varım” deriz. Bu haldeyken, kendini derinlemesine
seviyorken ‘ben’ kaybolur. Sadece ‘varım’ kalır. Saf varoluş, saf varlık
kalır. O seni muazzam bir saadetle dolduracaktır. O seni bir kutlamaya,
bir sevince dönüştürecektir. Diğerleri arasında ayrım yapmak sorun olmayacaktır. Çünkü hepimizin VAR olduğunu göreceksindir.
EĞER SEN GİDEREK DAHA ÇOK MUTSUZ OLUYORSAN (mutlu olacağın yerde), YALNIZ KALIYORSAN, o zaman sen kendini bir
beğenmişlik yoluna kaptırmışsındır. Egodasındır.
Eğer sen giderek daha çok sakin, sessiz, mutlu, bir arada olursan, o
zaman sen başka bir yolculuğa çıkmışsındır: öz sevgi yolculuğuna. Eğer
sen ego yolculuğundaysan başkalarına karşı tahripkâr hale geleceksin
çünkü ego ‘sen’i yok etmeye çalışır. Eğer öz sevgiye doğru yol alırsan
ego kaybolacaktır.
Ve ego kaybolduğunda diğerine kendisi olması için izin verirsin;
bütünüyle özgürlük tanırsın.
Eğer herhangi bir egon yoksa, sevdiğin diğer kişiye ve kendine bir hapishane
yaratamazsın, bir kafes yaratamazsın. Diğerine ve kendine yüksek cennetlerde bir
kartal olması için izin verirsin. Diğerine ve kendine kendin olmak için, kendini ve kendisini sevmek için izin
verirsin. Bütünüyle özgürlük tanırsın.
İç ses: Sevgi nedir sana göre?
Bence ”SEVGİ” sizin zannettiğiniz egosal düzende ki gibi koşullu bir sevgi değildir. Sevginin bir tanımı yoktur. Sevgi her yerdedir. Önemli olan onu görebilmek, açığa çıkartmaktır. Sevgiye yüklediğin egosal tanımları bıraktığında öz sevgiye doğru yol alırsın. Sevgi emek ister, sevgi sabır ister, sevgi bilgi ister, sevgi özgürlüktür, şefkattir, yapıcıdır, birleştiricidir, tamamlayıcıdır. Tüm bu kavramlar değişebilir ya da bu kavramlarda sevgi olabilir. Bu kişiye göre değişir. Sevginin tanımını yapmak bana düşmez. Ben ancak bir babanenin torununa yazdığı ve o yazıdaki koşulsuz sevginin rengini gözyaşlarımla içime çektiğim yazıyı sizlerle paylaşabilirim.
SEVGİ
Bir babaannenin torununa olan sevgisi, o doğmadan önceki hisleri ve kişisel gelişim ile ilgili kitaplardan onun için kağıda döktüğü sayfaları ben okurken çok duygulandım. Henüz bir anne olmadığım için bir annenin çocuğuna olan sevgisini derinlemesine hissedemeyebilirim ama evrensel annem RENGİN ORTAÇ torununa olan sevgisini o kadar güzel anlatmış ki bunu hissetmemek mümkün değil. Sevgi bir çocuğa oyuncak almak, çikolata almak ve ya onun her dediğini yapmak değildir. Sevgi ona seni seviyorum diyebilmektir. Ona içten koşulsuz bir sevgiyle sarılmak, onu anlamak, dinlemek ve ona ruhsal bir şeyler verebilmektir. Çünkü aldığız her bir madde bugün var ama yarın olmayabilir. Fakat kalpten verilen bir sevgi ölene kadar onunla olacaktır. Çünkü ruh her zaman ve her yerde var olandır. Bu nedenle bu yazdıkların için bence torunun seninle gurur duyacak tıpkı seninde ona duyduğun gibi.
Miniğim, güzelim sana hangi sevgi sözcüğü ile sesleneceğimi bilemedim. Bugün (14.03.2006) babaanne olacağımı anladığım an sevinçten ve heyecandan hüngür hüngür ağlamaya başladım. Sen ise annenin karnında 5,5 haftalık büyümeye çalışıyordun. Senin orada her saniye çoğaldığını, bir beden olabilmek için mücadele verdiğini bilmek bu mucizeyi hissetmek çok müthiş bir duygu.
Sevgi dolu kocaman bir yüreğin olacağını ve o yüreğe bir çok insanı sığdıracağını hissediyorum küçüğüm. Bu yazdığımı sakın unutma sevgi verdikçe çoğalan en yüce duygudur.
Yaşam bir fırsattır. İyiye ya da kötüye kullanabilirsin. Sevgiyle ya da kızgınlıkla yaşayabilirsin. Ve ya hayatı boşa harcayabilirsin. Ya da hayattan zevk alarak onunla uyum içinde hayatını geçirebilirsin. Bu sana bağlısenin dışında kimse hayatından sorumlu tutulamaz. Her zaman ve her yerde sorumluluk sana aittir.
Senin için bütün temennim, bilinçli bir yaşam sürmen, kendi iç varlığına dönebilmendir. Seçmiş olduğun bu yaşam dalgasındaki hayatını, sınavlarını başarı ile tamamlamandır. Hayat hepimiz için koca bir oyundur. Geliriz oyunumuzu oynarız ve görevimiz tamamlandığında bu dünyadan gideriz. Senin için eğlenceli ve dolu dolu bir yaşam seçmiş olmanı temenni ederim minik yavrum.
Hayattaki en önemli enerji sevgi enerjisidir. Bu nu sevmenin gücü üzerine yazılan küçük bir masalla anlatmak istiyorum. Aslında bir zamanlar hiçbir şey yoktu. Sadece ve tek yaradan vardı. Hiçbir zaman nedenini tam olarak bilemeyeceğimiz bir şekilde ve bilemeyeceğimiz bir zamanda aslında zamanında olmadığı bir boyutta bizi yaratan yalnızlığını kırmak istedi. Belki de nedenini bilemediğimiz başka şeyleri tecrübe etmek istedi ve bu boyutta beş duygu ve sezgilerimizle algıladığımız makrokozmozu evreni yarattı. Bütün bu yaradılışı oluşturan en büyük enerji titreşimi ve gücü ise SEVGİ ‘idi. Kim bilir belki yaradan sevgi ihtiyacındaydı belki de hiçbir şeyin ihtiyacında değildi.
Özünde hepsinin bir olduğu, sayılamayacak derecede çok değişik türde canlı, nesne, hayvan ve bitki yarattı. Hepside sevginin başka bir ifadesiydi. Bu güneş sisteminin içerisindeki canlıların belki de en mükemmeli ve ayrıcalıklısı olan insanoğluysa her türlü sorunu, sevinci, üzüntüyü, hastalığı, mutluluğu, mutsuzluğu, tecrübe edebileceği özel bir fizyolojiyle yaratılmıştı. İnsanoğlunun üstünlüğü, belki atom bombasından, nötron bombasından, silahlardan çok çok daha güçlü bir şeye sahip olmasıydı. Bu da içinde yatan sevgiydi.
Dünya gezegeninde önceleri mükemmel bir uyum içerisinde yaşayan insanoğlu, giderek doğa yasalarından yavaşça kopmaya, zarar vermeye, sadece kendi cinsine ve türüne değil aynı gezegene kendisi gibi misafir olarak gelmiş diğer canlı türlerine de acılar çektirmeye başladı. Özünden o kadar uzaklaştı ki huzur ve barışla dolu muhteşem bir doğa içerisinde yaşarken, sevgi özelliklerinden uzaklaşıp, negatif özelliklere yönelmeye başladı. Savaşlar yaptı, yalan söyledi, kin ve nefret güttü, öldürdü.
Teknolojiyi yaratırken, manevi değerlerden uzaklaştı, sevmeyi unuttu. Ve sonra SEVGİ kendisini çeşitli zamanlarda değişik isim ve bedenlerde ifade etmek ihtiyacı hissetti. İnsanlara Yaradan’ın bir parçası olduklarını hatırlattı . Zaman zaman pek çok bilge ve seçilmiş kişi, çekilen bu büyük acıları dindirmek için çeşitli yöntemler geliştirdi, deneyimler yaşadı, kitaplar yazdı. Derken bir gün insanoğlu hem cinslerine, diğer canlılara ve en önemlisi kendisine SEVGİ enerjisiyle yaklaşırsa unuttuğu mutluluğu ve huzuru yakalayabileceğini anlamaya, hatırlamaya başladı. Ait olduğu bütünün bir parçasını üzdüğünde, aslında bunun kendisini de üzdüğünü anladı. Birini affetmediğinde aslında kendisini de affetmediğini anladı.
Küçüğüm, miniğim sevgi o kadar önemli ve muhteşem bir güç ki sonunda uyananlar Yaradan’la temas kurmaya ve tekrar muhteşem kaynaktan beslenmeye başladı. Korkudan sevgiye dönüş başladı. Sevgiyi yaşayanlar için her kalpten çıkan küçük sevgi damlacıkları birleşti, ırmak oldu, göl oldu, deniz oldu. Hayattan zevk almalar başladı. Dışarıda olan her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu anladılar. Kin ve nefretin onlara hiçbir şey kazandırmayacaklarını öğrendiler. Gerçek özgürlüğün içsel özgürlük olduğunu keşfettiler. Ve sevginin her şeyin üstesinden gelebileceğini anladılar.
Biliyor musun küçüğüm insan hayatının ölçütü nedir?
Ne kadar yaşadığın mı?
Ne kadar para kazandığın mı?
Ne kadar çok şeye sahip olduğun mu?
Başkalarına karşı ne kadar güzel, sevecen ve iyi davrandığın mı?
Onlara ne kadar yardım ettiğin mi?
Yoksa ruhuna ne kadar yatırım yaptığın mı ? SEVGİYLE..



