Sevginin bir tanımı olduğunu zannedebilirsiniz. Sevgi emek ister, sevgi sabır ister, sevgi bilgi ister, sevgi özgürlüktür, şefkattir, yapıcıdır, birleştiricidir, anlayıştır, saygıdır, seven insan şöyle yapmalı, seven insan böyle yapmalı, aramalı, sormalı, ilgilenmeli, kıskanmalı, tamamlamalı, aynı şeylerden zevk almalı.
Sevginin hiç bir tanımı yoktur. Yargılamaz, eleştirmez, yasaları, kuralları yoktur. Kişiden kişiye göre değişen, duruma, olaya, şekle göre hal alan tanımlar, gerçek sevginin bir açıklaması olamaz. Gerçek sevgi, Allah’ın bize olan, bizim kendimize olan o sonsuz, değişmeyen, fark ettikçe çoğalan sevginin, aşkın karşı tarafa yansımasından başka bir şey değildir.
Kişiye göre değişen bir tanım gerçek sevgi olabilir mi?
Çünkü sevgi her yerdedir. Sevgiye yüklenen egosal tanımlar, ispatlama mekanizmaları bırakıldığında öz sevgi ortaya çıkar.
Farkında olmadan yapmış olduğunuz davranışlardan sonra, ağzımızdan çıkan kelimelerin ardından, “Yanlıştı, hata yaptım ben” diye egosal anlamda yorumladığınız kendi gerçekleriniz, belki de başkalarının dönüşümünü ve gelişimini sağlayan gerçeklerdir. Hayat devam ediyor ve bugün biz insanoğlu dün için, hatta yirmi yıl öncesi için hâlâ “Bana yanlış yaptı. Bana öyle dememeliydi. Yanımda olmalıydı. Bana yaptıklarım için değer vermeliydi. Sözünde durmalıydı. Saygı göstermeliydi?” diye di’li geçmiş yaşamlarda yaşarsak, kendimize ne yapmış oluyoruz hiç düşündünüz mü?
Kendimizi sevmiş mi oluyorsunuz? Başkalarını sevmiş mi oluyorsunuz? Yoksa içimizde öfke biriktirip, negatif yüklenip, negatif düşüncelerle hayatımıza yine negatifliğimi çekiyoruz?
“Allah’ım bugün benim için yaratılmış milyonlarca olasılıklarımdan en güzellerini seçiyorum.” diyerek günüme başlıyorum. “Allah’ım güzel olan ne? Bilmiyorum bana bunu göster. Allah’ım huzur ne bilmiyorum? Bana bunu göster. Allah’ım sevgi ne demek bilmiyorum? Bunu bana göster. Bunu da bilmiyorum. Bolluk ne demek? Bana bunu göster, bunu da bilmiyorum.” İşte koşulsuzluk bu. Bir kelimeye, cümlelere, olana bitene anlamlar yüklememek. Sadece yaşamak, anda kalmak..
Egomuza ait bakış açılarına saplanıp kaldıysak ve düşüncelerimizi gerçekle karıştırıyorsak; olan gerçekleri kabul etmeyip, yaşanılan olaylarla savaşıyorsak; yani koşullu bir bakış açımız, hayatı sadece kendi filtremizden algılıyorsak, koşulsuz sevebilir miyiz?
Koşulsuz bir sevgiyi tanıyabilir miyiz?
Kafamızda hepimizin hemen hemen her şeyle, herkesle ilgili düşünceleri, yorumları var değil mi? Peki bu düşünceleri bize Allah’ın verdiği inanılmaz araçla, zihninizle sorguluyor musunuz yoksa olduğu gibi kabul mü ediyorsunuz?
Mutsuzluğun, huzursuzluğun sadece düşüncelerimizden kaynaklanıyor olduğunu biliyor musunuz?
Koşulsuz sevgiyi hissetmemizi, yaşamamızı, birlik ve beraberlik içerisinde olmamızı engelleyen ‘Koşullu bakış açısı’ ancak zihnimizde koşullar, kesin kalıplar varsa mümkün.. Yıllardır kafaları ‘tarifler’le dolu, sevgiye anlamlar yükleyen zihinlerle dolu, her şeyi bilen ve ustaca tarif eden kişilerin kendilerini derin mutsuzluklara, acılara sürüklediklerini izliyorum. Oysa tek bir soru yeterli. Bu düşüncelerim doğru mu? Emin miyim?
Sevgi affetmektir. Doğru mu? Sevgi şefkattir. Doğru mu? Sevgi bir insana iyi davranmaktır. Doğru mu? Sevgi zerafettir. Doğru mu? Sevgi varsa kavga yoktur.. Doğru mu? Sevgi vericidir. Doğru mu? Emin misiniz? Sizce sevginin tarifi olur mu? Pardon gerçek sevginin, koşulsuz bir sevginin tarifi.
Tüm düşünceler sorgulanabilir. Sorguladığınızda ise gerçekliğini kaybeder.
“Sizce benim kafamda “Sevginin olduğu yerde kavga olmaz” veya “Sevginin olduğu yerde verilen sözler tutulur” gibi bir düşüncem varsa, bir tartışma ortamında kendimi nasıl hissedeceğim? Madem o ortamda sevgi yok, benim inandığım, bağlandığım, içimde hissettiğim sevgi ben bu düşünceye sahipken hâlâ orada mı? Sizce bu koşulsuz bir sevgi mi yoksa koşullu mu? Sizce ben hem sevgiyi tarif edip, nerede sevgi var, nerede yok bunu bilip, bir de sevginin sınırlı, koşullu ve bazen olup, bazen olmayacağına inanıyorsam koşulsuz seviyor olabilir miyim?
Belki de hayatın bir tarifi olmadığı gibi sevginin de bir tarifi yoktur. Belki hayatın bir sınırı olmadığı gibi sevginin de bir sınırı yoktur ve belki de sevgi, gerçek sevgi, koşulsuz sevgi o kadar büyük, sınırsız, limitsiz bir şeydir ki ne kavga dinler, ne tartışma. Yaşanan ne olursa olsun o akar, akar, akar, akar.. Limitsiz, sınırsız, koşulsuz bir sevgi koşul tanımaz. Çünkü engel nedir bilmez. O kadar gerçektir ki insanlar doğarken de ölürken de, savaşta da, barışta da akar, akar, akar ve herkesi ışığı ile kucaklar.
Bana sorarsanız karşınızdaki kişiyi onunla farklı düşünceler içindeyken bile, hatta onunla tartışırken, ona duymaktan hiç hoşlanmayacağı, belki kaçtığı, belki korktuğu, belki kızdığı düşüncelerinizi söylerken bile, farklı bakış açıları içindeyken bile sevebiliyor olmak büyük yürek ister!
”Eğer inandığınız sevginin bir tarifi, bir yolu, bir şekli varsa. Sevgi kibardır, sevgi anlayışlıdır, sevgi odur, budur, şöyledir ama asla kaba değildir. Sözünde durmaktır, acımasız değildir, o değildir, bu değildir, sevgi şunu yapmaz, bunu yapmaz, sevgi varsa şu yoktur şeklinde formüller ise. Bence inandığınız sevgiyi gözden geçirin. Belki de sevgi zannettiğiniz şey değildir.”


